Meyveli ağaç ve taş sorunsalı

25.Mart.2017

Benim çocukluğum, soğuk kış günlerinde sobanın üzerine konulmuş portakal kabuklarının kokusunun evin tümünü kapladığı ve mutluluğun aynı sobanın üzerinden alınan kestanelerin ağzı yakmasına aldırmadan yutulması demek olduğu yerlerde geçti.

O zamanlar niçin o kadar çok olduğuna anlam veremediğim 8 ayrı kanal düğmesine sahip televizyonumuz, var olan tek kanalını sık sık araya giren "necefli maşrapa" görüntüsü ile bize sergilerdi. Bu zamanlara dair aklıma kazınmış en önemli anılardan biri de; yine camlarımızın buz tuttuğu için dışarıyı görmekte zorlandığımız bir Divriği akşamında, gürül gürül yanan sobanın yanında seyrettiğimiz yegane tv kanalındaki bir program ve o programda yakalanan insan kaçakçısı yabancı bir çete reisinin söylediği "Türkleri zaten bir yere götürmüyoruz. Çünkü onlar birbirlerini ihbar ediyorlar" cümlesi...

O zamanlarda da bunun iyi bir şey mi, yoksa kötü bir şey mi olduğuna karar verememiştim ama kesin olan bir şey vardı ki o da şuydu: Biz, bizim nasıl olduğumuz kadar başkalarının nasıl olamayacağı ile de ilgiliydik! Bu düşüncem yıllar boyunca fazla değişmediği gibi, maalesef, bazı gözlemlerle yerini daha da sağlamlaştırdı. Çocukluk dönemimden çok sonra, ABD'de çalıştığım üniversitenin bölüm başkanı beni bir kenara çekip dostane bir biçimde "Bak, burası ABD, yarış çok çetindir.

CV, donanım bir yere kadar önemlidir. Yarıştığın her kulvarda bir başkası sen başarısız ol diye bekler!" diyerek uyardığında, son derece spontane bir biçimde "Rahat olun profesör, çünkü benim geldiğim coğrafyada başarısız ol diye beklemezler. Öyle ol diye uğraşırlar!" deme nedenim de buydu! Bugün bu yazının yazılmasına sebep olan şey ise birkaç gün önce denk geldiğim bir olay. Bisikleti ile Afrika kıtasını kat etmek isteyen genç bir adam, tesadüfen gördüğüm sosyal medya hesabında, kendisine edilen küfürler için sitem dolu bir mesaj yazmıştı.

O ana kadar varlığından haberdar olmadığım genç adamın sayfasını incelemeye başladığımda gördüm ki; o ilginç ve türlü zorluklarla mücadele ettiği bir rotada deneyimlerini paylaştıkça, fotoğrafların altında yaptığı işin ne kadar gereksiz olduğunu hiç de şık olmayan bir biçimde ifade eden yüzlerce kişinin yorumu beliriyor.

Bu coğrafyada hayallerinin peşinden koşamayan herkesin, bunu yapmayı başaran herkesi küçümsemeye çalışması yabancısı olmadığımız bir durumu ifade etse de aslında verdiği mesaj oldukça açık: "Sen yaptın, ben yapamadım. Ve ne seni tebrik edebilecek kadar kendine güvenim var, ne de yaptıklarını yapabilecek donanımım.

Öyleyse yapabileceğim tek şey kalıyor; seni değersizleştirmeye çalışmak. Bu aslında senin değil, benim kendimi değersiz buluşumla ilgili bir şey. Ama çaktırma, bunu kendime itiraf edemiyorum!" Ne zaman biteceğini bilemediğimiz bir hayatta başkalarının neyi yapmaması gerektiğine konsantre olarak kendi hayatımızı ıskalamak, şüphesiz enerjimizi harcamak için hiç de ideal bir yöntem değil! Tarih, dünyanın birçok yerinde fark oluşturmak ve katma değer sağlamak için çabalayan kişilerin karşılaştığı zorluklarla doluyken, biz bunu yapmaya çalışıyor olduğumuzda bütün kapıların önümüze açılacağını düşünmek de büyük saflık olur.

Buradan hareketle; dünyanın daha iyi bir yer olması için kendisiyle ve çevredeki sorunlarla mücadele etmekte olan herkese, kendileriyle uğraşıldığı hissine kapıldıklarında hatırlamaları gereken bir şey olduğunu söylemek isterim: Bir basketbol takımının sahibi ya da başkanı olsanız ve birisi gelip size kariyerinde 9000'den fazla başarısız atış yapmış, 300'ün üzerinde maç kaybetmiş ve bunun 26'sının sebebi de onun son saniyede kaçırdığı basket olduğu bir oyuncuyu isteyip istemediğinizi sorsa cevabınız muhtemelen "Başka birini bulamadık mı?" olurdu. Oysa bu özelliklerin hepsi basketbolun gelmiş geçmiş en büyük oyuncusu olarak kabul edilen Micheal Jordan'a ait.

Bırakın da Micheal Jordan'ın 9000 atış kaçırdığı bir dünyada sizin de kusursuz olmama hakkınız olsun! Bırakın, bazılarının hayattaki rolleri de size kafayı takarak daha güçlü olmanızı sağlamak olsun!

Yazarın Diğer Yazıları