Duvar gibi baba

29.Nisan.2017

Toplantımın başlamasına biraz daha zaman vardı ve hava oldukça güzeldi. Sahilde yürümek çok sevmeme rağmen uzun zamandır yapmadığım bir şeydi ve bu aradaki boşluk bu iş için çok uygundu. Yaklaşık bir saat süren hafif tempolu bir yürüyüş sonrası toplantının yapılacağı binaya gelmiştim ve hala biraz vaktim vardı.

Mesleki alışkanlıkla yolun hemen kenarında yapılmakta olan duvarı incelemeye başladım. Paydostan dönen işçiler yavaş yavaş işe koyulma hazırlıkları yapıyordu.

Ben kalıp gitme konusunda kararsızdım. Aslında yorulmuştum ve biraz oturmak iyi gelebilirdi ama bana dışarılar, içerilerden hep daha iyi gelmişti. Son dakikaya kadar toplantı salonuna gitmeyip dışarda kalmaya karar verdim. Ben oralarda oyalanırken, orta yaşın biraz üzerinde, halinin vaktinin yerinde olduğu anlaşılan bir adam geldi ve duvar inşaatını kontrol etmeye başladı.

Oldukça kibardı. Aslında, işin sahibi olduğunu anladığımda hissettiğim şey beklediğimden çok daha kibar olduğuydu. Ustalardan biriyle konuşurken takındığı tavır beni etkilemişti.

Rica ederek yapılmasını istediği şeyi anlatırken göz göze geldiğimizde başıyla selam vererek gülümsemişti. Tam o sırada yanımızda duran ve 3 haneli rakamlar ödenerek alınabilecek bir otomobilden inen bir genç, kibar adamın yanına geldi.

Yeni arabasının özelliklerini ve tercihinin ne kadar da doğru olduğunu gözleri parlayarak babasına anlatan genç, tekrar arabasına binip gözden kayboldu. Hiç kimse babasını seçemiyordu elbette. Ama bu mümkün olsaydı, bu gencin yine babasını seçeceği hissine kapılmama neden olan bir gülümseme ile yaptı bunu. Kibar adam da derdini ustalara anlatıp gözden kaybolduğunda, toplantı için çok az vaktim kalmıştı. Tam gitmek üzereyken bir telefon çaldı.

Ustalardan biri içinde bulunduğu temelden kafasını kaldırarak kaldırımın kenarında duran çantanın içinden telefonunu verip vermeyeceğimi sordu. Telefonu verdikten sonra gitmem gerekirken, saçma sapan bir biçimde telefonu yerine koyma vazifesini de kendime verip orada bekledim. Adam telefonu açtı. "Ne kadar?" diye sordu önce. "Ooo, baya da varmış!" diye devam etti.

Son olarak "Tamam oğlum, ayarlarız, git sen okul gezisine." dedi, elleri bol çatlaklı adam... Telefonu kapattı. Kafasını kaldırdı, yan tarafta çalışmakta olan bir başka adama seslendi: "Osman Usta, Pazar günü bana izin yazma, çalışmam lazım. Ben Veysel'in oğlunun düğününe gelemiyorum." Ben ismini bilmediğim, elleri çatlaklı ustanın oğlunu hiç görmedim.

Ama umarım, en az biraz önce gördüğüm yakışıklı çocuk kadar, dünyaya gelirken babasını seçme hakkı olsaydı aynı babayı seçmesi gerektiğinin farkındadır. Çünkü duvar ustası bir babası değil, zorluklar karşısında duvar gibi duran bir babası var.